16 Kasım 2013 Cumartesi




Gebelikte spor bebeğin daha zeki olmasını sağlayabilir




Gebelikte sporun, bebeğin zekasını olumlu yönde etkileyebileceği belirlendi.

Kanada'daki Montreal Üniversitesi'nden bilim adamları, gebeyken spor yapanların, bebeklerinin beyninin daha hızlı gelişmesini sağlayabileceğini gösterdi.

Araştırmaya katılan bazı kadınlardan, gebeliğin ilk 12 haftası, haftada 3 kez 20 dakika spor yapması istendi. Diğer gruptaki kadınlar spor yapmadı.

Bebekler 8-12 günlükken bilişsel gelişimleri elektrotlar yardımıyla incelendi. Spor yapan annelerin bebeklerinin beyin faaliyetlerinin daha aktif olduğu, dolayısıyla bunun zekayı olumlu yönde etkilediği görüldü.

Ancak sonuçların başka araştırmalarla da doğrulanması gerektiğine dikkati çeken bilim adamları, gebelerin ağır spor yapmaması ve hangi sporların kendilerine faydalı olduğunu öğrenmek için doktorlarına danışması önerisinde bulundu.

10 Kasım 2013 Pazar



İnsanın kaderini belirleyen faktörler nelerdir?

Bu soruyu yıllarca önce Fransa’da verdiğim bir konferans sırasında katılımcılardan biri sormuştu. Tuhaftır, kelimesi kelimesine aynı olmasa da aynı soru bir ay kadar önce yine management’la ilgili verdiğim bir eğitim sırasında Türkiye’de soruldu.

Bu soruya o gün ne cevap verdiysem aşağı yukarı, bugün de aynı cevabı verdim:

“İnsanın kaderini belirleyen faktörleri ampirik olarak belli rakamla ifade etmek mümkün değildir; olsa bile, her doğan insan için bunun bir kez daha ispatlanması gerekir. Ancak farklı ülkelerde yaşamış, farklı kültürleri tanımış, belli bir bilgi ve tecrübe sahibi olarak şunu söyleyebilirim ki, ister işadamı olun, ister profesyonel bir yönetici veya başka bir meslek sahibi, kaderinizi yüzde 50 oranında doğduğunuz ve içinde yaşadığınız coğrafya belirliyor. Yüzde 40 oranında karakteriniz (Cornelius Nepos’a göre bu faktör yüzde 100 oranında belirleyicidir), yüzde 5 oranında aileniz ve geriye kalan yüzde 5 ise diğer faktörlerdir...”

Ve eklemiştim:

“Bu rakamları mutlak yüzdeler olarak almamak gerekir. Analitik açıdan belli bir ağırlık olarak bakmanız ve değerlendirmeniz daha uygun olur. Ancak, bir yaklaşım sağlaması açısından kanaatimce bu faktörleri ve ağırlıkları son derece uygun görüyorum.


Aslında belki de, en iyi ölçüm bu oranlar çerçevesinde birey birey her insanın kendini bu çerçevede değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin daha da iyi sonuç vermesi için, şöyle bir yol da izleyebilirsiniz: Önce kapasitenizi ve yeteneklerinizi objektif olarak ölçün. Sonra da, hipotetik bir şekilde bir ülke seçin ve orada neleri başarabileceğinizi tahayyül edin.


Yaşadığınız kaderiniz; tahayyül ettiğiniz ise, kadersizliğinizdir.”

Sözlerimi bitirdiğimde hem Fransa’daki konferansta bir sessizlik olmuştu. Aynı durum Türkiye’deki toplantıda da gerçekleşti.

Acaba o anda kim neyi düşünüyor ve kim hangi soruyu soruyordu.

Acaba Türkiye’deki insan, müthiş şahane bir ülkede mi yaşadığını düşünüyordu; yoksa tam tersine, “ben böyle kaderin...” mi diyordu?

Bunu bilmek mümkün değil. Ancak bir şeyi açıkça hissettim: Türkiye’deki insanların gözlerini bir hüzün kaplamıştı. Fransa’daki insanlarda böyle bir hüzün farketmedim.

İşadamısınız. Bir anda kapınıza dikilen maliye müfettişleri üç gün içinde ipinizi çekerler mi?

Çeker.

Yapacağınız en iyi iş, sus pus olmak ve eğer ihale şansınız varsa, devletten ihale almaktır. Yok o alanda değilseniz, en büyük tavsiye: Politikaya musallat olmayın!

Diyelim ki öğrencisiniz. Üstelik çok parlak. Belki, buluş yapabileceksiniz, insanlığa ve ülkenize büyük bir katkınız olacak.

Eviniz basıldı ve kız arkadaşınızla birlikte kaldığınız için; gençliğinde ilk ilişkiyi ve evlenene kadar da karşı cinsten bir insanla değil de başka bir varlıkla olmasını mubah gören, öyle yaşamış ve öyle yetişmiş bir zihniyetin temsilcileri tarafından, alabildiğine hırpalandınız ve başınıza gelmedik kalmadı...

Evimde İngilizce olarak asılı duran bir yazının Türkçesi ile noktalayalım:

“Geleceğiniz yüzde 90 oranında, başınıza ne geldiği ile değil, başınıza gelen şeye karşı nasıl tutum aldığınız ile belirlenir...” (Roger Dawson, Make the Right Decision Every Time, p. 215)

İyi hafta sonları...

Yazar: Erol Koç

6 Kasım 2013 Çarşamba

bildin anladın, Uygula sen



Aramak İçin


Bir kitabı okumak,
Bilmek anlamak için.
Madem bildin anladın,
Uygula sen hak için.

Çün ilimden fakirsin,
Hangi dilden şakırsın?
Anlamadan okursun,
Bunca emek yok için.

Kişi sözün bilmeli,
Yol yordama gelmeli.
Gerekir se ölmeli,
Hakkı anlamak için.

Anlamaktır kararım,
Bilmez isem sorarım.
Kaybettim se ararım,
Gerçek aramak için.

Yol seçtin se kendine,
Durmuşoğlum sözün ne?
Mana derim ben yine,
Hakk''a uzanmak için.

Hüseyin Durmuş.

Tonga, Müzik: Serkan



İlkokul öğrencisi Fırat okulunda örnek olarak gösterilen çok başarılı bir öğrencidir. Tek hayali öğretmenlik olan küçük çocuğun önündeki en büyük engeli babasıdır. Kazancı yüksek olan bir oto kaporta dükkanına ortak olan Fırat'ın babası Zeki, oğlunun yanında çalışarak bu mesleği devam ettirmesini istemektedir. Annesinin her türlü karşı koymasına aldırmadan babası, Fırat'ı dükkanda çalışmaya başlatır. Yapı olarak narin bir çocuk olan Fırat kaporta dükkanında boyundan büyük işlerin altına girer. Fakat bu arada okumaktan da uzak durmamak için boş vakitlerinde kimseye görünmeden kitaplarını okur.

Hayatın yükü omuzlarına küçük yaşta çöken Fırat, bir gün babasının kaporta dükkanına gelen adamları gözü tutmaz. Gelenler babasının ortağı İsmet'in yasa dışı işler yapan arkadaşlarıdır. Zeki'ye getirecekleri lüks arabaları satması karşılığında komisyon vereceklerini söylerler. Para kazanma hırsı ile yaşayan Zeki bu teklifi anında kabul eder. Fakat gözünü hırs bürüyen adamın gelecek arabaların çalıntı olduklarından haberi yoktur. Lüks otomobiller birbiri ardınca satılır ve Zeki ortağı ile iyi paralar kazanmaya başlar. Hiçbir şeyden haberi olmayan Zeki güvendiği için paraları hesabında tutan ortağı İsmet'ten bir miktar para ister. Zeki'ye büyük bir tuzak kuran ortağı para çekme bahanesi ile arkadaşları ile dükkandan ayrılır. Bu sırada İsmet'in arkadaşları ile olan planlarına gizlice kitap okuduğu yerden kulak misafiri olan küçük Fırat ailesini bekleyen büyük tehlikeyi bertaraf etmek için büyük şans yakalar.

Yapımcılar: Osman Sönmez-Ahmet Sönmez, Yönetmen: Uğur Akça, Senaryo: Mustafa Erdoğan-Eda Karakoç, Görüntü Yönetmeni: Cafer Gebetaş, Dublaj Yönetmeni: Coşkun Tonga, Müzik: Serkan Akgün, Sanat Yönetmeni: Yeliz Eroğlu, Kostüm: Ebru Tunçoktay, Uygulayıcı yapımcı: Recep Bayburt, Genel Koordinatör: Nihat Sönmez, Oyuncular: Emin Yaşar, Tarık Bayrak, Asli Yıldız, Mesut Yiğit, Firuze Mihmar, Umutcan Ateş, Özkan Özgür, Gül Arslan, Burak Gönültaş, Melih Ceylan, Melih Rami Akyol



Öncelikle webmaster olmak ile web sitesi yapabilmek/kurabilmek kavramlarının aynı anlamları taşımadığını bilmemiz gerekir. Bugün çok acemi bir kişi bile basit yöntemler ile web sitesi açabilmektedir.
Peki, Webmaster kimdir?

webmasterWebmaster, web alanında uzman kişilere verilen bir unvandır. Tabi bu unvanlarında alt unvanları vardır; Web yazılımcı, web tasarımcı gibi. Uzman bir web yazılımcısı, tasarım yapamasa da bir tasarımın nasıl olması gerektiğini, ne gibi özellikler taşıması gerektiğini bilir. Çünkü bu sektöre yıllarını vermiştir ve bu bilgi birikimini kazanmıştır. Bu durum web tasarımcısı içinde aynı şekildedir. Böyle bir tanım şu soruyu akla getiriyor; Peki Tasarım ve Yazılım bilgisi olmayan fakat her şeyin nasıl olması gerektiğini bilen biri de Webmaster unvanına sahip mi oluyor? Eğer ki, hem projeyi hem projede çalışan kişileri yönetecek ve yönlendirecek bilgi ve birikime sahip ise o kişide Webmaster oluyor. Tabi bu benim şahsi görüş ve tanımım. Bir tanımda şahsi görüş olur mu? Evet, Webmaster kelimesi ile ilgili birçok tanımla karşılaşabilirsiniz. Buda benim kendime göre tanımımdır.
Peki ya Nasıl Webmaster Olurum?

Webmaster olmak çok kolay olmadığı gibi çok zor bir meslekte değildir. Her işte olduğu gibi bu işte de sabır ve azim gereklidir. Her şeyden önce, bu kararı aldığınız andan itibaren web sitelerine karşı bakış açınız tamamen değişmelidir. Çünkü siz artık bir kullanıcı değil bir üreticisiniz. Gördükleriniz aynı olacak belki ama anladıklarınız farklı olacak. Neyin nasıl olduğu ve başarılı sitelerde ne gibi farklılıkların olduğunu gözlemlemelisiniz. Daha sonra blog oluşturma, web sitesi oluşturma ve yönetim araçları gibi kullanımı basite indirgenmiş yazılımları kullanarak inceleyin. Bir şeyi yapmadan önce onun ve benzerlerinin nasıl işlediğini anlamak başarı açısından çok önemlidir.

Hayalden Çizime, Çizimden Uygulamaya..

Profesyonel bir web projesinin teknik olarak ilk basamağı photoshopdur. Burada öncelikle hayal edilen veya kağıt üzerinde tasarlanan ara yüz çizilerek ne istendiği gözle görülür bir hal alır. Daha sonra bu işin HTML ve CSS kodlanması vardır. Çizim uygun şekilde kesilerek ara yüz kodlaması yapılır. Daha sonra varsa javascript etkileşimleri uygulanır. Ve yazılım aşamasına geçilir. Yazılım aşamasında, veritabanı(MySQL gibi.) ve sunucu tabanlı kodlamalar(PHP gibi.) yapılır.

Bunlar profesyonel bir projede uygulanması gereken adımlardır. Peki ya ben size ne anlatmak istedim? Ben size işleme adımlarını gösteriyorum ki, öğrenmeniz gereken adımları bilin. Teknik olarak öğrenmekten veya nereden öğreneceğinizden bahsetmiyorum. Size lazım olan; bir yol haritası ve can dostunuz Google. Ben size haritanızı göstermeye çalışıyorum. Gerisi sizin sabır ve azminize bağlıdır. Belki, kurs veya özel ders ile öğrenmeyi düşünebilirsiniz. Bu durum tabi ki öğrenmeyi hızlandırabilir(Kişi veya kuruma göre değişir.). Ama bunu asla bir mecburiyet olarak görmeyin. Yapmaya karar verin ve sabırla o kararınızdan dönmeyin. Bu arada çok önemli bir nokta olan SEO(Arama Motoru Optimizasyonu) konusundaki gelişmeleri takip etmeyi unutmayın.
Mesleğinize Saygı Duyun!

Aslında size asıl söylemem gereken; Mesleğinize saygılı olmanız ve mesleğinizin ehli olmaya çalışmanızın gerektiğidir. Tabii ki herkesin mesleğine saygı duymalısınız fakat kendi mesleğine saygı duymayan bir insan ne kendine ne başkalarına saygı duyar. Ne mi demek istiyorum? Hazır script ve templateler ile insanları kandırmayın demek istiyorum. 2000 TL'ye yapılması gereken ve o kadar profesyonellik isteyen bir işi 200 TL'ye amatörce yaparak kendi mesleğinizi küçültmeyin demek istiyorum. Bu mesleği öldürmek için mi yüceltmek için mi çalışıyorsunuz?. Önce bu sorunun cevabını kendinize vermeniz gerekiyor. Saygı unsuru içermeyen bu gibi mesleki durumlar insanda hem kişiliği hem gelişimi hem de sektörü olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum her meslek grubu için aynıdır. Bizim ülkemizde para kazanılan bir iş görüldüğünde, o işten para kazanılmayacak hale gelene kadar herkes o işi yapmaya ve haksız rekabet oluşturmaya çalışıyor. Ben yine de büyük bir ümitle ülkemi web dünyasının zirvesinde görmeyi ümit ediyorum.