30 Aralık 2013 Pazartesi

Geleceğe yön verecek 15 yeni trend!



1.HERŞEY SOSYALLEŞECEK: Yeni Nesiller Ve Onların Dijital Dünyası Daha İleri Taşınacak

Sosyal teknolojiler gündelik yaşamın merkezinde artık. Sosyal nesiller ise şirketleri içten dışa doğru şekillendirirken onların daha geniş, daha çevik networkler geliştirmesinde ve müşterilerine katma değerli hizmetler sunmasında yardımcı olacak. Mobilite, geleceğin iş çevrelerinin tam kalbinde yer alacak. Herkes “ bağlı” olacak ve evrensel ara bağlantılar yoluyla insanlar gelişecek, öğrenecek, ticaret yapacak. Mobil, kalkınma için en önemli dönüştürücü araç olacak. M2M teklonolojisi, toplumun acil sorunlarıyla savaşacak. İletişim ve pazarlama çoklu ilişkilere geçiş yapacak.

2. DEĞER YENİDEN TANIMLANACAK: Tüketici “ yeni tüketici” kavramının hakkını verecek

Değer kavramı 21. Yüzyılda yeniden tanımlanıyor. Tüketiciler hiç olmadığı kadar seçme özğürlüğüne sahip. Kişiselleştirme talep eden yeni tüketici, değer yatırımında aktif rol oynayacak. Şirketlere “ kendi başına değil,benimle birlikte yap” diyerek geleneksel zihniyeti değiştirecek. Ekonomideki dengeler değiştikçe değer, “ benimle paylaş” noktasına gelecek. Paylaşım ekonomisi hız kazanırken, sahiplik kavramı değişecek ve sadece geçici kullanım ihtiyacı olan birçok kesim paylaşıma ve kiralamaya odaklanacak. Bu, özellikle paylaştıkları deneyimlere değer veren ve topluma fayda sağlayan genç nesillerin eseri olacak.

3. HER ŞEYİN PAYLAŞTIRILMASI: Üretimde mobilite ağırlığını koruyacak

Mobilite yeni bir aşama kaydedecek. Sabit telefonun bir zamanlar zengin ülkelerde oynadığı kritik rolü, bugün mobil telefonlar üstleniyor. Gelişen ekonomilerde “ bağlantılılık” aslında “ mobil bağlantılılık” haline gelecek. Mobil sayesinde tüketim, her yerde ve her zaman gerçekleşmekle birlikte, değer yaratmak ve yakalamak üzere araçlar ve kaynaklar da daha geniş bir şekilde dağıtılacak.

4.BİR SONRAKİ ENDÜSTRİYEL DEVRİM : Robotlar ve akıllı makineler toplumu yeniden tanımlayacak. Robotlar; resepsiyonistler,hasta bakıcılar,bankadaki veznedarlar ve hatta gardiyanlar bile yerini alacak. Ve teknoloji sayesinde amatör çalışanlar, bir zamanlar profesyonellerin yaptıkları pek çok işin üstesinden gelecek. Yaşlı nüfusun artışıyla yaşlılara bakım önem kazanacak. Robotların giderek insanların yerini almasının sonucunda ise devasa iş kayıpları olacak. Akıllı makinelerin bir sonraki dalgası, yeni iş kolları yaratacak. İşgücünün bu işlere hazır ve yetkin olacağı ise hep gündemde olacak.

5. YENİ UZAY YARIŞI : Teknolojinin sırlarını sadece dünyada değil, evrende de zorlamak. Ulusal uzay programlarındaki bilimsel gelişmeler, nasıl yaşayacağımız ve nasıl iş yapacağımız üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Şimdiden ticari uzay gezileri gündemde. Uzay yolculuğunun turizme yönelmesi reddedilemeyen bir gerçek. ÇİN, Avrupa ve ABD arasında uzay rekabeti kızışacak. Ülkeler arasında uzaydaki servete sahip olmayla ilgili sorunlar da artacak. Sorunlar ışığında yeni gelişmeler doğacak ve bu gelişmelerin kamuoyu yararına kullanılıp kullanılmaması konusunda da soru işaretleri artacak. Ülkeler arasındaki uzay yarışlarıyla teknolojinin sınırları zorlanacak.

6. JEOPOLİTİK SAVAŞLAR: Geleceği kontrol etme savaşı başlayacak. Brezilya, Rusya, Hindistan, Güney Afrika ve Çin’i tanımlayan BRICS bölgesi, gelecekteki ekonomik büyümenin ve sosyal gelişimin nerede gerçekleşeceğinin kontrolü üzerinde savaşın yaşanacağı bölge olacak. Bu bölgeler, çarpıcı biçimde farklı ekonomik, sosyal ve politik sistemlere dayalı çok kutuplu Pazar manzarasını yansıtacak. Şirketlerle birlikte politikacılar da hükümetlere olan güven azalsa bile yeni dünya düzeninde kendi yerlerini korumaya çabalayacak. Hem ulusal hem de uluslararası sahada radikal politik değişim potansiyeli yükselecek.

7.KAYNAK SAVAŞLARI YÜKSELİYOR: Bolluk dünyasından kıtlık dünyasına şirketler daha etkin olacak. Dünya nüfusu 2050’de 9 milyara ulaşınca kaynaklar, iklim değişikliğinin de etkisiyle büyük bir baskı altında kalacak. 2030 yılı itibariyle gezegenin sağlayacağından iki kat daha fazla kaynak talep edeceğiz. Azalan kaynaklara yönelik insanlar ve uluslar arasında rekabet kızıştıkça sosyal huzursuzlukların ve çatışmaların doğması kaçınılmaz olacak. Kıtlık, kaynakların fiyat değişkenliğini ve sınır ötesi yatırımını körükleyecek. Yeni teknolojiler ve tüketim gelecekte daha kritik hale gelecek. Hükümetlerden çok şirketler, tüketim gelecekte daha kritik hale gelecek. Hükümetlerden çok şirketler, tüketime ve yeni teknolojilerin topluma etkisine yön verecek.

8.ŞİRKETLER GÜCÜNÜ ARTIRACAK: sadece kar değil toplumun yararına sosyal amaçlar da önemsenecek. PEK çok şirket, çoğunlukla diğer şirketlerle sosyal ve ekonomik sorunların değerlendirmek üzere yeni bir rol üstlenecek. Sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik çerçevesinde kaçınılmaz olacak. Kurumlar; bağlı oldukları şirketin motivasyonu ve yarattığı etkiye dikkat eden ve bunu talep eden tüketicilerin, çalışanlar ve paydaşlarının göz önünde etkin faaliyet göstermek için meşruiyet inşaa etme etmeninin yollarını arayacak. Şirketler, toplumla karşılıklı fayda sağlamayı fark ettikçe bu iyi sonuçlar verecek. Bu anlamda kurumsal amacını bu yolda yeniden tanımlayan şirketleri iyi inceleyin.

9.BİLGİ GÜÇ OLMAYA DEVAM EDECEK: Güç olmaya devam ediyor: Güvenlik en büyük sıkıntı olarak dikkate alınacak.

Enformasyon kavrama ve çözülmeye yeteneği değerini koruyor. Bu gibi kavrayışları, ulusa, profesyonel ya da toplumsal sınırların ötesine taşıyabilen insanlar, sahip oldukları bilgi ve temelinde kendi ağlarını yaratabilecek. Önümüzdeki 10 yılda bilgi işçilerinin giderek bağımsız aktörler haline gelmesi sanal şirketlere yönelik büyüyen trende hız kazandıracak. Sanal gerçeklik ise güvenlik açısından yeni bir cephe hattı. Siber suçlar ve siber savaşlarla birlikte, mobilite ve toplumların, ticaretin kısacası her şeyin demokratikleşmesi arttıkça kontrolü ele almak zorlaşacak.

10. BANKALARA İHTİYAÇ SORGULANACAK: finansal sistem yeniden inşa edilecek.Geleceğin bankaları, devlete ait kurumlarla ve peşin para kullanmayan, daha çok barter yapan ve toplulukları düşünen şirketlerle çalışacak. Perakendecileri ve kalabalığın sermayesinden faydalanan topluluklar için güven, giriş noktası olurken, dijital cüzdanlar ve mobil bankacılık Telekom ve yazılım oyunlarına kapı açacak. Giderek kalabalıklaşan ve nakdin yok olduğu finansal sistemde bankalar ana oyuncu olmaktan çıkacak. Mobil bağlantıyı temel alan kendini kanıtlamış sistemler ve gittikçe esnekleşen takas araçları, nakitsiz topluma geçişte bir dönüm noktası yaratacak.

11. ÜÇÜNCÜ KÜRESEL PARA BİRİMİ: Ticaret için yeni para birimi Asya’dan çıkacak. Dünyanın değişimi doğrultusunda Batı’ya daha az bağımlı olacak ve küresel finans sisteminin gelecekteki ihtiyaçlarını daha iyi destekleyecek üçüncü bir alternatif para birimine doğru bir yönelim yaşanacak. Asya’nın ekonomik yükselişi ve dünya rezerv para birimi olarak ABD dolarına bir alternatif bulunması gerekliliği geniş bir paralel Asya para birimi sepeti üretecek. Birçok Asya ekonomisinin birbirleriyle ticaret için kullanacak Asya para birimleri sepeti, Asya ekonomilerinin kendi dünyaları üzerinde daha büyük bir kontrol sağlanmasına olanak tanıyacak.

12.İNSANSIZ SAVAŞLAR KAPIDA: Uçakları uçurmak için pilotlara ihtiyaç azalacak. Son birkaç yıldır, Afganistan ve Pakistan’da ABD kara kuvvetleri ve diğer güvenlik kuvvetlerinin insansız uçak kullanımı arttı. Gelecekte, gözetim faaliyetlerinin ve çatışmaların çoğunluğu gittikçe daha gelişen akıllı insansız hava araçları tarafından yürütülecek. Askerler şimdiden tepelerin ardındakileri görmek için elle fırlatılan binlerce insansız uçak kullanıyor ve bunların kullanımı o kadar kolaylaşıyor ki kontrol edilmeleri için İphone uygulamaları bile var. ABD Savunma Bakanlığı, hedefleri bulup imha edebilen özerk, kendi kendini yöneten silahlı robotlara yönelik çalışmaları finanse etmeye başladılar bile.

13. KURUMSAL LEGO: yetkinlikler yapı bozuma uğrayacak, dönüşecek. Birçok şirket hala kendisini değer yaratıcı ve destekleyici faaliyet yelpazesini kontrol eden çalışanlara sahip kuruluşlar olarak görse de geçtikçe daha çok şirket birer ağ haline gelecek. Şirketlerde insan kaynakları yöneticilerinin sayısı azalırken doğru faaliyetlerin en etkin şekilde yürütülmesini sağlayan proje yöneticilerinin sayısı artacak. Değişen piyasalarda daha çok şirket, projeye dayalı olarak örgütün içindeki ya da dışındaki yetkinlikleri söküp takmayı öğrenecek. Kuruluşlarda çekirdek olmayan işlevler birbirleriyle değiştirilebilir hale geliyor ve kolaylıkla değer yaratan birimler çerçevesinde inşa ediliyor.

14.DAHA ZENGİN, DAHA YOKSUL: Zenginle yoksul arasındaki gelir uçurumu daha da artacak. Kentsel ve kırsal topluluklar arasında ve içinde, derinleşen zenginlik farklılıkları zengin ve yoksul arasındaki uçurumu genişletiyor. Son yıllarda Çin, Hindistan gibi ülkelerde milyonlarca iş olanağı yaratan güçlü ekonomik büyümeye rağmen daha zenginle daha yoksul haneler arasındaki fark gelecek 10 yılda daha da genişleyecek. Bazı alanlarda ise zenginlik yaratma açısından sosyal yelpaze boyunca karşılıklı bağımlılık artacak. Gelişmiş ekonomilerde, meydan okuma daha korkutucu boyutlara ulaşırken zengin – yoksul kutuplaşmasının artması huzursuzluklara yol açacak.

15. CROWDSLOVİNIG: Kitle destekli çözüm geleceğin trendi olacak. Yaşamda yüzleşmek zorunda kaldığımız sorunları adresleyen mevcut kurumlar ve makinelerdense, sorunlara yenilikçi çözümler getiren, insanların işbirliğine ve yaratıcılığına önem veren yenilikçi şirketlere ihtiyaç artacak. Bu yenilikçi şirketler, tamamen yeni çözüm yolları inşa etmek için bürokrasi ve endüstriyel sınıf yapısının geleneksel sınırlarını alt edebilir. Müşterilerin, sağlayıcıların ve çalışanların bir düşünce kuruluşu gibi davranmasını talep etmek anlamına gelen crowdsolving, gelecek yılların en çok tercih edilen inovasyon trendlerinden biri olacak.

18 Aralık 2013 Çarşamba



Ben söyledikten sonra ne kıymeti var?





Eşinizin ya da sevgilinizin size sürpriz yapmasını beklemeniz normal...

Ama unutmayın, onun sizin beklentilerinizden haberi yok. Çünkü siz romantik komedi filmleri ve pembe diziler seyrederek büyüdünüz, o ise sokakta top oynayarak!

Kadın kadına yapılan sohbetlerin ana konularından biri de ‘erkeklerin düşüncesizliği’dir. Kadınlar, erkek arkadaşlarının ya da eşlerinin duyarsız olduğundan, romantik olmadığından, defalarca imada bulundukları ya da başkalarının ilişkilerinden örnekler verdikleri halde eşinin/sevgilisinin kendilerine hiç jest yapmadığından yakınırlar. “Bir gün bir çiçek alıp gelmedi”, “Bir kere sürpriz yapsa, bir yerde yemek rezervasyonu yaptırmış olsa...”, “Evlilik teklifi yaparken bile tek taş yüzük almadı” diye yakınıp dururlar. Talepler çoğu zaman benzer olsa da “Neden böyle bir beklentiniz olduğunu söylemediniz?” sorusuna verilen cevap hep aynı; “Söyledikten sonra ne kıymeti var? Kendisi düşünmedikten sonra...”

Begüm de benzer konulardan şikayetçi:
“Üç senedir beraberiz, hala beni tanıyamadı” diye anlatıyor. “Benim doğum günlerine ne kadar önem verdiğimi artık anlamış olmalıydı. Ben Batu’nun her doğum gününde sürpriz parti düzenlerim. Sadece onun değil, annesinin, babasının doğum günlerini de hiç kaçırmam. Her seferinde kuru bir teşekkür ve ‘ne gerek vardı?’ cümleleriyle geçiştirilirim. Benim doğum günüme gelince; bir hediye ile özel bir gün yarattı zannediyor. Hiç sürpriz yok!”
Begüm’e iki soru soruyorum: “Senin özenle hazırladığın bu doğum günü sürprizlerini Batu seviyor mu?” “Aslında sevmiyor!” diye cevaplıyor. “Batu sürpriz sevmez. Kendi doğum gününü de hiç önemsemez aslında. Ama ben sürpriz yapmayı seviyorum.”

Yani Begüm, aslında Batu’yu mutlu etmek için değil, kendisi sevdiği için özel doğum günü planları yapıyor. Ardından diğer sorumu yöneltiyorum: “Batu’ya doğum günleri ile ilgili beklentilerini hiç anlattın mı?” Begüm inatçı bir şekilde kafasını sallıyor. “Hayır tabii ki” diyor. Ardından beklediğim cümle geliyor: “Ben söyledikten sonra ne anlamı var ki? Kendiliğinden düşünmesi gerek.” Kadınlar, kendilerinin dile getirmesi üzerine erkeğin taleplerini karşılaması durumunu doğal bulmuyorlar. Jestin zorla yapıldığını, içten gelmeden yapılan jestin suni olacağını ve mutluluk vermeyeceğini düşünüyorlar. Hemcinslerimin duygularını herne kadar anlasam da bu görüşe çok katılmıyorum. Bunu bir beklentilerinizi tanıtma süreci olarak görmelisiniz. Siz istediniz diye jest yapması, hiç yapmamasından iyi değil mi? Hiç değilse, sizin isteklerinize ve ağzınızdan çıkan sözlere önem veriyor ve sizi mutlu etmeye çalışıyor demektir. Erkekler, kadınların düşündüğünün aksine, bu tür jestleri içlerinden gelmediğinden değil, düşünemediklerinden yapmazlar. Kendileri için bu tür jestleri gerekli bulmadıkları ve önem sıralamalarında romantizm öncelikli olmadığı için, kadınların bu tür beklentileri olduğunu bilmezler, bilseler de gereğini düşünmezler. Hoş, çoğu erkek, evlenme arifesinde zaten bir sürü masraf varken niye kendilerince hiçbir işe yaramayacak bir tek taşa dünyanın parasını vermeleri gerektiğini de anlamaz. Hele bir de sevgilileri böyle bir talepte bulunmuyorsa, kardeşleri, anneleri de onları uyarmıyorsa, tamamen fuzuli buldukları bir masrafı yapmaya gerek duymazlar. Kadınlar da beklentilerini dile getirmedikleri, eşleri de kendiliğinden düşünmediği için, yıllar sonra bile içlerinde ukte kalacak birikimler yaratıp üst üste düğümlerler. “Evlenirken bana bir yüzüğü bile çok gördü”, “Bir evlilik yıldönümümüzde bile, bir çöp alıp gelmedi” diye ömür boyu kocalarının ne kadar duyarsız olduğunu anlatırken, içlerinde belki de yeterince sevilmiyor olmalarının sızısını duyar dururlar. Kadın ve erkek arasındaki bu düşünce farklılığının tamamen çocukluk öğrenimlerimizden kaynaklandığına inanıyorum. Zaten genetik olarak erkekler daha mekanik, daha rasyonel ve daha gereklilik üzerine düşünmeye yatkın. Kadınlar ise daha naif ve duygusal... Toplumsal şartlanmalar da cabası; teklifi erkek yapar, kadın naz yapar, erkek hediyeler alır falan filan…

Bir de çocukluk zamanlarımızdaki günlük hayatımızı düşünün. Şimdi büyük şehir şartlarında pek mümkün değil ama bizim çocukluğumuzda, erkek çocukları kahvaltısını bitirir bitmez kendilerini sokağa atar, akşam babalar eve gelene kadar kan ter içinde koşturur dururdu. Kız çocukları ise daha kısıtlı zamanlarda dışarıda oynar, vakitlerini genelde anneleri ile birlikte, ev işlerine yardım ederek, kalan zamanlarda da ya herkesin kocasından yakındığı komşu günlerinde ya da televizyon karşısında pembe dizi seyrederek geçirirlerdi. Kocalardan yakınılan komşu günlerinden aklımızda kalan kocamızın neyi yapmaması gerektiğiyken, pembe dizilerden de birbirinden yakışıklı ve romantik erkeklerin sevgililerine şampanya kadehleri içinde yüzükler hediye ettiklerini, kavgaların ardından evlerine giren kadınların, demet demet güllerle karşılaştıklarını seçer, hafızamıza alırdık. Bu romantik sahnelerde annelerimizin iç geçirdiğini sık sık işitir, evlenmek üzere büyütülen genç kızlar olarak, annemiz yaşayamasa bile, biz büyüdüğümüzde bu kadar güzel aşk evlilikleri yaşayacağımızı hayal ederdik. Sanki izlediğimiz pembe dizideki holding patronlarının alabildiği pahalı hediyeleri karşımıza çıkacak her erkek almaya maddi olarak muktedirmiş gibi. Oysa bizim izlediğimiz hiçbir pembe diziyi izlemeden büyüyen erkekler, top peşinde koştururken, ne şampanyadan çıkan yüzüklerden haberdarlar ne de demet demet güllerden.
Onların anneleri de komşu günlerinde kocalarından şikayet eder ve pembe dizilerde iç geçirirken, oğullarını eşlerinden daha romantik olacakları şekilde yetiştirmeyi düşünmemişler bile. Ya da düşünmüşler ama oğlunun mutlu edeceği müstakbel gelinleri gözlerinin önüne gelince ‘ne gerek var?’ diye vazgeçmişler. İşte sorun burada başlıyor. İlişkimizi yaşarken, eşimizi ya da sevgilimizi seviyor ve sevildiğimizi de biliyorsak, her gün bu sevgiyi test etmenin ne anlamı var? “Saç diplerimi boyattığımı fark etti mi, iki santimetre de kısalttırdım üstelik... Beni sevmiyor mu artık?” gibi endişelerle içimizi kemireceğimize ya da adamı bunaltacağımıza, bazı şeyleri güvene bıraksak, sevgiyi her gün test etmesek, istediğimiz şeyleri eşimize açıkça söylesek ve eşimiz karşılık verince de mutlu olmayı ve şükretmeyi bilsek, hayat öncelikle bizim için daha kolay olmaz mı?

• Partnerinizin sevgisini test etmeye çalışmak için dile getirmediğiniz beklentilerinizi kullanmayın.
• Beklentilerinizi kendi içinizde saklamak yerine mutlaka paylaşın. Kendinizi tanıtmak, neye üzülüp neyle sevindiğinizi partnerinize anlatmak sizin sorumluluğunuz.
• Partnerinizin hoşunuza giden davranışlarında mutlaka olumlu geri bildirimde bulunun. Böylece hangi davranışlarının hoşunuza gittiğini anlayabilir. Olumlu davranışların
geri bildirimle pekiştiğini unutmayın.
• Dile getirdiğiniz beklentileriniz partneriniz tarafından yerine getirildiğinde mutluluğunuzu göstermekten çekinmeyin. Siz istediniz diye yapılan bir jestin kıymeti büyük olmalı.
• Beklediğiniz davranışları öncelikle siz partnerinize yöneltin. Jestler karşılıklı adımlarla büyür.

Yazar: Yeşim Varol Şen